
Külkedisi Adında Bir Kız | Kaderimsin
Masal...
Bir zamanlar, uzak bir ülkede, iyi kalpli ve sabırlı genç bir kız yaşardı. Adı herkesin dilinde aynı şekilde dolaşmazdı; kimi ona Külkedisi derdi. Çünkü günlerini şömine başında çalışarak geçirir, üstü başı küle bulanırdı.
Külkedisi küçük yaşta annesini kaybetmişti. Babası yeniden evlenmiş, fakat üvey annesi ile iki üvey kız kardeşi ona sevgiyle değil, buyurganlıkla yaklaşmıştı. Evdeki bütün ağır işleri ona yaptırırlar, kendileri ise günlerini süslenip aynalara bakarak geçirirlerdi.
Buna rağmen Külkedisi kimseye kötülük düşünmezdi. Bahçedeki kuşlarla konuşur, pencereden süzülen güneş ışığını izler, içinden daha güzel günlerin geleceğine inanırdı. Onun kalbindeki umut, en soğuk gecelerde bile sönmeyen bir kandil gibiydi.
Bir gün saraydan büyük bir haber geldi: Prens, krallıktaki herkesin davetli olduğu görkemli bir balo düzenliyordu. Üvey kardeşleri bu haberi duyunca büyük bir heyecana kapıldı. Yeni elbiseler diktirdiler, parlak tokalar seçtiler ve gece boyunca nasıl dans edeceklerini konuşup durdular.
Külkedisi de baloya gitmeyi çok istiyordu. Cesaretini toplayıp üvey annesine sordu. Kadın alaycı bir gülümsemeyle ona uzun bir iş listesi verdi ve bütün işler bitse bile uygun bir elbisesi olmadığını söyleyerek onun umutlarını kırdı. Külkedisi, onları saraya uğurladıktan sonra mutfağın bir köşesine oturup sessizce ağlamaya başladı.
“İyilik bazen hemen ödül getirmez; ama kalbi temiz olanın yolu er geç aydınlanır.”
Tam o sırada yumuşak bir ışık belirdi. Karşısında, yüzünde sıcak bir tebessüm taşıyan bir peri duruyordu. Peri, Külkedisi’nin gözyaşlarını sildi ve ona bu gece baloya gideceğini söyledi. Bahçedeki bir balkabağını zarif bir faytona, birkaç küçük fareyi güzel atlara dönüştürdü. Ardından Külkedisi’nin eski kıyafetleri, göz kamaştıran bir balo elbisesine dönüştü. Ayaklarına ise ışık gibi parlayan cam pabuçlar giydirdi.
Ancak perinin önemli bir uyarısı vardı: Büyü gece yarısı sona erecekti. Saat on ikiyi vurduğunda her şey eski hâline dönecekti. Külkedisi teşekkür ederek saraya doğru yola çıktı.
Saraya vardığında herkes ona hayranlıkla baktı. Salondaki müzik bir an için sanki yalnızca onun gelişi için çalıyor gibiydi. Prens, kalabalığın arasından ilerleyip Külkedisi’ni dansa davet etti. Genç kızın zarafeti, nezaketi ve içtenliği prensi derinden etkiledi. O gece uzun uzun dans ettiler, konuştular ve gülümsediler.
Fakat Külkedisi tam mutluluğun tadını çıkarırken saat kulesinden ilk vuruş duyuldu. Gece yarısı gelmişti. Büyük bir telaşla merdivenlerden koşarak indi. Prens arkasından seslendi ama Kül Kedisi duramadı. Kaçarken cam pabuçlarından biri merdivenlerde kaldı. Faytona bindiği anda büyü bozuldu; saraydan uzaklaştığında yine eski giysileri üzerindeydi.
Ertesi gün prens, elindeki cam pabucun sahibini bulmak için bütün ülkeyi dolaşmaya karar verdi. Çünkü onunla dans eden genç kızı unutamıyordu. Saray görevlileri ev ev gezdi. Pabuç, pek çok kişinin ayağına olmadı. Sonunda Külkedisi’nin evine geldiler.
Üvey kardeşler pabuçu denediler ama olmadı. Üvey anne, Külkedisi’ni saklamaya çalıştıysa da saray görevlileri evde başka biri olup olmadığını sordu. Kül Kedisi öne çıktı. Üvey annesi ve kardeşleri küçümseyerek güldü, ama genç kız sakince pabuçu ayağına geçirdi. Cam pabuç tam oldu. Sonra cebinden diğer tekini çıkarınca herkes şaşkınlıktan donup kaldı.
Prens, aradığı kişinin Külkedisi olduğunu anladı. Onu saraya davet etti. Külkedisi, kalbindeki iyiliği ve alçakgönüllülüğü hiç kaybetmeden yeni hayatına adım attı. Rivayete göre üvey kardeşlerine bile kin tutmadı; çünkü gerçek asaletin, güzel elbiselerden değil, temiz bir kalpten geldiğini biliyordu.
Böylece Külkedisi’nin sabrı, cesareti ve iyiliği mutluluğa dönüştü. O günden sonra bu masal, umut etmeyi unutanlara fısıldanan bir hatıra gibi nesilden nesile anlatıldı.
Masalın Öğüdü
Görünüş geçicidir; asıl değer, insanın kalbinde taşıdığı iyilik, sabır ve nezakettir. Zor zamanlar sonsuza kadar sürmez. Umudunu koruyanlar, en beklenmedik anda kendi ışıklarını bulabilir.